Türkiye Futbol Federasyonu’nun özerk bir yapıya bürünmesi; 1992 yılında çıkartılan 3813 sayılı kanun sayesinde olmuştur. Bu kanuna göre TFF “özerktir” ve “özel hukuk hükümlerine bağlıdır.” 2011 yasal değişikliklerinde “özerk” yerine, özel hukuku çağrıştıran “bağımsız” terimi kullanılmıştır ama neden kullanıldığıyla alakalı açık bir gerekçe sunulmamıştır. Bağımsızlık UEFA ve FIFA’nın istediği bir durum, ayrıca gerekli de. Çünkü futbola yapılan siyasi müdahale oyunun doğasına aykırı. Ama Türkiye’de, birçok şeyde olduğu gibi, bunun da suyu çıktı diyebilirim. Çünkü şu anki mevzuatımız, TFF’yi adeta bir devlet yapmakta.

Kişilere bu yazıda girmiyorum. Zaten eski federasyon başkanı Mehmet Ali Aydınlar’ın “görevi kötüye kullanması” ve şu anki Tahkim Kurulu başkanı Av. Engin Tuzcuoğlu’nun “istifa etmesi gerektiği” ile alakalı yazılar yayınlamıştık. Ama kurumun kendisi sakat ve gayri demokratik bir yapıda. Benim bazılarına değinmek istediğim, asıl düzeltilmesi gereken nokta da bu.

Herkesçe bilinen, TFF Genel Kurulundaki adaletsizlikten kısaca bahsederek konuya giriş yapayım. TFF Statüsünün 22. maddesi, Genel Kurulu oluşturan delegelerin dağılımına yer vermiştir. Türkiye’de futbolu yönetecek kişileri seçecek delegelerin büyük bir kısmı Süper Lig ve 1. Lig kulüplerinin gönderdiği kişilerden oluşurken amatör kulüplerin söz hakkı yok denecek kadar azdır. Yani futbolumuz; nasıl başkan ve yönetici oldukları bilinen, yönetim anlamında eksilerinin artılarından çok fazla olduğu kişilerin elindedir. Ve bu kişilerin siyasi müdahalelere ne kadar açık olduğu herkesçe bilinmektedir.  Böyle bir Genel Kurulun seçtiği Yönetim Kurulunun nasıl bir şeye benzediği ise şimdiki ve önceki örnekleriyle net bir biçimde görülmektedir.

TFF Yönetim Kurulunun yetkileri statünün 35. maddesinde sayılmıştır. Bu yetkilerin en önemli iki tanesi;

i) Görev alanına giren konularda düzenleme yapmak, uygulamak ve futbol ile ilgili her türlü faaliyetleri yürütmek,

y) (29.06.2011 tarihli Genel Kurul kararı ile değişik) Başkan tarafından teklif edilen Disiplin Kurulları, Tahkim Kurulu, Kulüp Lisans Kurulu ve  Etik Kurulu Başkanları ile asıl ve yedek üyelerini atamak; Uyuşmazlık Çözüm Kurulu hakem listesini belirlemek.

Bu maddeleri, aşağıda anlatmaya çalışacağım TFF yargılaması ile daha anlamlı olacağı için şimdi açıklamıyorum.

Türkiye’de futbol yargısı, ana hatlarıyla, sözleşmesel ihtilafların görüldüğü Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, disiplin ihlallerinin görüldüğü Amatör Futbol Disiplin Kurulu ve Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu ile bu kurulların ve TFF yönetim kurulunun kararlarına ve TFF’nin çıkarttığı talimatlara karşı yapılan itirazların görüldüğü Tahkim Kurulu’ndan oluşuyor.

Tahkim Kurulu TFF’nin en üst yargı merciidir ve aldığı kararlar nihai kararlardır. Bu kararlara karşı herhangi bir yargı yoluna başvurulamaz. Üstelik bu kesinlik anayasal güvence altına alınmıştır (AY md 59). Anayasaya Mart 2011 yılında eklenen bu değişiklik öncesinde Tahkim Kurulu kararlarının kesinliği 5894 sayılı TFF Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 6/4 maddesi ile sağlanmıştı ancak bu madde Anayasa Mahkemesi tarafından, adil yargılanma hakkına aykırı olduğu gerekçesiyle (AY md 9 ve 36) iptal edilmişti. Bu iptal kararına uygun yeni bir düzenleme beklenirken tam tersi oldu, Anayasaya söz konusu madde eklendi. Yani Anayasa kendisiyle çelişmiş oldu.

Bir karşılaştırma yapmak gerekirse; UEFA tahkiminin kararlarına karşı CAS’a, CAS kararlarına karşı İsviçre Federal Mahkemesine, İsviçre Federal Mahkemesi kararlarına karşı da AİHM’ne başvurulabiliyorken TFF Tahkim kurulu kararlarına karşı temyiz yolu kapalıdır. Adil yargılanma hakkının ihlal edilmesiyle alakalı Anayasa Mahkemesi kararına katılmamak mümkün mü?

Tahkim Kuruluna başvuru mecburidir. Yani yukarıda değindiğim kararlara karşı ancak TFF Tahkim Kuruluna itiraz edilebilir (5894 sayılı kanun md. 6/1). TFF kulüplerden ve sporculardan taahhütname alır. Bu taahhütnamede sporcular ve kulüpler Tahkim Kurulunun münhasır yetkisini ve aksi hareketlerde tescil iptali ve müsabakadan men cezalarına çarptırılacaklarını kabul ederler.

Hem zorunlu tahkim mercii olup hem de kararlara itiraz yolunun kapalı olması Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesine açık aykırılık teşkil eder ki eski futbolcu Deniz Kolgu’nun AİHM’de açtığı davada taraflara yöneltilen sorulardan biri de budur.

Tahkim Kurulunun geniş yetkileri ana hatlarıyla bu şekilde. Şimdi Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’na geçelim. Kulüplerin futbolcularla, diğer kulüplerle, antrenörlerle, oyuncu temsilcileriyle, sağlık ekibiyle ve futbolcuların temsilcileriyle aralarında gerçekleşen sözleşmesel ihtilaflara bakan UÇK’ya başvuru Tahkim Kurulundan farklı olarak ihtiyaridir. Yani taraflar söz konusu ihtilaflarla ilgili UÇK’nın yetkisini seçip seçmemekte serbesttirler. Sadece sportif cezalar ve yetiştirme tazminatı ile alakalı hususlarda UÇK’ya başvurmak mecburidir (TFF Statüsü md. 56).

Hemen bu noktada, Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferleri Talimatı’nın 12/4 maddesine bakalım:

“Transfer yasağına maruz kalan borçlular, alacaklılarının para alacaklarına ilişkin kesinleşmiş kararları, cebri icra organları nezdinde takip etme yoluna gittiklerini bu durumu teyit eden resmi belgeleri ile birlikte TFF’ye yazılı olarak bildirdikleri takdirde bu alacaklar transfer yasağına neden olmaz ve alacağa ilişkin karar TFF tarafından infaz edilmez. Alacaklıların icra takibinden feragat etmeleri de bu sonucu değiştirmez.”

Yani; icraya konu borçlar bakımından kulüplere transfer yasağı cezası verilemiyor. Bu da şuna neden oluyor; kulüpler futbolculara (özellikle alt kümedeki oyunculara) sözleşme imzalatırken, olası ihtilafta yetkili mercii olarak UÇK’yı göstermeyerek futbolcuları devlet mahkemelerine itiyor. Kulüp futbolcunun parasını ödemediği zaman da futbolcu mecburen devlet mahkemelerine gidiyor. Gitmek hafif bir tabir; sürünüyor orada. Yıllar süren dava sonucu güç bela alacağını kesinleştirse bile kulüp bu yüzden TFF’den ceza almıyor.

Bu düzenlemeleri yapmak, yukarıda da söylediğim gibi, Yönetim Kurulunun görevi. Ve bu düzenlemeler yapılırken kulüplerin anlık çıkarları ön planda tutuluyor. Ama bu sadece borçları ertelemek anlamına geliyor (benden sonraki yönetim düşünsün mantığı). Zararları çok geçmeden ortaya çıkacak.

PFDK ve AFDK’nın disiplin cezaları verirken baz aldığı Futbol Disiplin Talimatı’nın bazı maddeleri geçtiğimiz günlerde değiştirilmişti hatırlayacağınız üzere. Daha önce değiştirilmesi uğruna Genel Kurul düzenlenen ama beklentilerin aksine oylamadan olumsuz bir karar çıkınca değiştirilemeyen 58. maddeyi şimdiki yönetim, yetkisini kullanarak gece yarısı operasyonuyla değiştirdi. Üzerine bir de 105. maddeyi ekledi. Bu maddelerin FIFA/UEFA normlarına aykırı maddeler olduğunu söylememe gerek yok. TFF’nin görevlerinden biri bağlı uluslar arası mevzuata göre düzenlemeler yapmak iken buna aykırı davranarak görevlerini kötüye kullandığını biliyoruz. Yine aynı şeye geleceğim; ehil olmayan kulüp yöneticilerinin seçtiği ehil olmayan yönetim kurulunun bu hukuksuzları yapması normal.

Genel olarak toparlamaya çalışayım. TFF Genel Kurulunun seçtiği TFF Yönetim Kurulunun yetkileri arasında talimatlar düzenlemek ve hukuk kurullarını tayin etmek var. Kendi düzenlediği talimat itiraz için ancak kendi tayin ettiği Tahkim Kuruluna götürülebilir. Ya da kendi tayin ettiği PFDK ve AFDK’nın verdiği kararlar itiraz için ancak kendi tayin ettiği Tahkim Kuruluna götürülebilir. Ve Tahkim Kurulu kararları nihaidir, aleyhine yargı yoluna başvurulamaz. Bu ayrıcalık, bu bağımsızlık yönetimi elinde bulunduran kötü niyetli kişilerce nasıl kullanılıyor görüyoruz. TFF, Türkiye’deki yasama-yürütme-yargı sisteminden bağımsız, adeta bir devlet haline gelmiş durumda.

Peki hiç açık yok mu? Çok şükür ki var.

Sonuç Yerine: Tahkim Kurulu Kararlarının CAS’a Taşınması Mümkün mü?

TFF Statüsünün 64. maddesinde şöyle bir ibare var: “Ancak CAS/TAS, … TFF’nin bağımsız ve usulüne uygun olarak oluşturduğu Tahkim Kurulu tarafından alınan kararlar aleyhindeki itirazlara bakamaz.”

TFF Tahkim Kurulu usulüne uygun kurulmuş olsa da bağımsız değildir. Çünkü Tahkim Kurulu üyeleri TFF Yönetim Kurulu tarafından seçilir. Hem bağımsız olmayıp hem mecburi tahkim olmak adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil eder. Bunun için AİHM’e dava açılabilir. Ama bu uzun yol. Daha kısası; her ne kadar statüde CAS yetkisiz gösterilmişse de Tahkim Kurulu’nun bağımsız olmadığına dair yapılacak itiraz ile CAS’a gidilebilir ve Tahkim Kurulu kararının kesinliği ortadan kaldırılabilir. AİHM kadar kesin bir sonuç vermeyecek olsa da, şu ana kadar denenmemiş olması şaşırtıcı.

Mevzuatımızın büyük bir revizyona girmesi şart. Yakın zaman için umudum olmasa da inşallah ileride bu hukuksuzluk silsilesi giderilir, biz de kafamızı bunlara takmadan gerçek futbolun keyfini çıkartabiliriz.

euphrates, 25.05.2012

Yararlandığım Kaynaklar:

İdare Hukuku, Prof. Dr. İsmet GİRİTLİ, Prof.Dr. Pertev BİLGEN, Prof. Dr. Tayfun AKGÜNER, Der Yayınları, 2008

Sporda Uyuşmazlıkların Alternatif Çözümü ve Türk Futbolunda Tahkim, Av. İsmail ALTAY, Spor Hukuku Tezleri, Kadir Has Üniversitesi Yayınları, 2007

http://www.tff.org/Resources/TFF/Documents/2009DK/TFF/TFF-Kurulus-ve-Gorev-Hakkinda-Kanun.pdf

http://www.tff.org/Resources/TFF/Documents/0002012/TFF-Dokuman/Turkiye-Futbol-Federasyonu-Statusu-29.07.2011.pdf

http://www.tff.org/Resources/TFF/Documents/0002012/TFF-Dokuman/Talimatlar/Tahkim-Kurulu-Talimati-Yayina-24.08.2011.pdf

http://www.tff.org/Resources/TFF/Documents/0002012/TFF-Dokuman/Talimatlar/Profesyonel-Futbolcularin-Statusu-ve-Transferleri-Talimati-24.08.2011.pdf

http://www.tff.org/Resources/TFF/Documents/0002012/TFF-Dokuman/Talimatlar/UCK-Talimati-24.08.2011.pdf

http://www.tff.org/Resources/TFF/Documents/0002012/TFF-Dokuman/Talimatlar/Futbol-Disiplin-Talimati-30.04.2012.pdf

http://futbolhukuk.blogspot.com/2012/03/uyusmazlik-cozumsuzluk-sisteminden.html

http://cmiskp.echr.coe.int/tkp197/view.asp?item=1&portal=hbkm&action=html&highlight=deniz%20%7C%20kolgu&sessionid=96260394&skin=hudoc-cc-en

Reklamlar

Trabzonspor’a Ceza Verilmeli mi?

Yayınlandı: 24 Şubat 2012 / Futbol
Etiketler:, ,

Yozlaşmış Türk spor medyasında kasıtlı olarak sıkça dile getirilen bir söylem var; “İddianamede 8 takımın adı geçiyor, 58. maddeye göre ceza verilecekse hepsinin düşmesi lazım” diye. Yalan. Bu maksatlı söylemlerin altında yatan gerekçeler hepimizin malumu. Orada 8 takım dendiğine bakmayın. Trabzonspor ismini açık açık söyleyemedikleri için 8 takım diyorlar. Yoksa onların derdi Giresunspor değil elbette. Yapılmak istenen, Trabzonspor’un da bu bataklığa çekilmesi. Bunun için 10’dan fazla maçında şike ve teşvik yaptığı tespit edilen Fenerbahçe ile aynı kefeye konuluyor, hatta bazı gözü dönmüşler tarafından Fenerbahçe’nin aslında suçsuz olduğu, tek suçlunun Trabzonspor olduğu bile söyleniyor ki bunları çok da kaale almamak lazım. Benim tek derdim; iddianamede 8 takımın ismi geçiyor diye hepsine aynı ceza mı uygulanmalı? Disiplin talimatı ne diyor? Trabzonspor özelinde bu sorulara cevap aramak istedim.

Önceki yazılarda olduğu gibi, yine madde hatırlatarak giriş yapalım. TFF Futbol Disiplin Talimatı 58. maddesinin bizim için önemli olan ilk iki fıkrası:

MADDE 58 – MÜSABAKA SONUCUNU ETKİLEME

(1) Müsabakanın sonucunu hukuka veya spor ahlakına aykırı şekilde etkilemek veya buna teşebbüs etmek yasaktır. Bir futbolcuya veya kulübe teşvik pirimi verilmesi de bu kapsamdadır.

(2) Bu hükmü ihlal eden kişiler, bir yıldan üç yıla kadar müsabakalardan men veya hak mahrumiyeti cezasıyla; kulüpler ise küme düşürme cezasıyla cezalandırılır. İhlalin ağırlığına göre küme düşürme cezasına ek olarak puan indirme cezası da verilebilir.

Bu maddede dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var. İlk fıkranın ikinci cümlesi sanki sonradan eklenmiş gibi duruyor ve özel olarak teşvik primine yer verilmiş bu cümlede. Ve ilk cümledeki gibi teşebbüsten bahsedilmemiş. Bunun tek bir mantıklı izahı var; fıkranın ilk cümlesi şike ve şikeye teşebbüse ayrılmışken ikinci cümle sadece teşvik primi vermeye ayrılmış, teşvik primine teşebbüse herhangi bir yaptırım öngörülmemiştir. İkinci cümle eklenmemiş olsa ilk cümlede teşvik priminden de bahsediliyor denebilirdi belki ama ikinci cümlenin bu şekilde eklenmiş olması tartışmaya mahal vermemektedir.

Şimdi iddianamede Trabzonspor yöneticilerine isnat edilen suçlara bakalım. Zaten çok da bir şey yok. Nevzat Şakar için hem tehdit hem de FB-Ankaragücü maçı için teşvik primi verilmesi girişimi; Sadri Şener içinse FB-Ankaragücü ve Sivas-FB maçlarında teşvik primi verilmesi girişimi isnat edilmiş. Yönetimde olmayan bazı isimlere yönelik de isnatlar var ama bu da Trabzonspor’u bağlamıyor. Çünkü ifadelerinde ve telefon kayıtlarında bu şahısların Trabzonspor yönetiminden habersiz iş yaptığı gözüküyor. Habersiz olmasa dahi bu isimlere yönelik suçlamalar da teşvik girişimi sadece.

Her takım ve şahıs için şu aşamada en kötü ihtimal, iddianamede ve ek klasörlerde yazan her şeyin doğru çıkması hiç kuşkusuz. Trabzonspor için de doğru kabul edelim ve adı geçen yöneticilerimizin teşvik primi verme girişiminde bulunduğunu farzedelim. Bu durumda kendileri 6222 sayılı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun”un Şike ve Teşvik Primi başlıklı 11. maddesine göre, hem şike hem de teşvik için teşebbüste kalmak yeterli olduğundan, hapis ve para cezasıyla cezalandırılacaklardır.

Bakın, en kötü varsayımdan bahsediyorum. Böyle bir şey varsa zaten bu yönetimin Trabzon’da işi yoktur, bu ayrı bir mesele. Ama hem iddianamede, hem ek klasörlerde, hem çıkmış ve çıkacak TFF Etik Kurulu raporunda (çünkü sonradan gönderilen belgelerde Trabzonspor’un şike, şike teşebbüsü ya da teşvik yaptığına dair yeni bir belge yoktur) Trabzonspor’un tüm eylemlerinin teşvik primi vermeye teşebbüste kaldığı görülmektedir. Bu teşebbüsün de, yukarıda nedenlerini de söylediğim, 58. madde kapsamına alınması mümkün değildir.

Evet, teşvik girişimi 6222 sayılı kanunda suç sayılmıştır. Ceza Hukuku bunun gereğini yapar ama federasyon buna karışamaz. Federasyonun bakacağı yer kendi talimatlarıdır. Bu talimatlara uyarak vereceği cezalara da ceza mahkemeleri karışamaz. Teşvike teşebbüs 58. maddede tanımlanmamıştır ve en kötü senaryo gerçekleşse bile Trabzonspor küme düşürülemeyecektir.

Diyelim ki yeni federasyon yönetimi geldi, 58. maddeyi değiştirdi. Ya da Futbol Müsabaka Talimatı’nın 24/d maddesi amacına uygun şekilde yeniden düzenlendi. Ve böylece küme düşme yerine puan silme cezası verilmesinin önü açıldı. O zaman Trabzonspor buradan puan silme cezası alabilir mi? Hemen cevaplayalım, alamaz. Çünkü suçun işlendiği iddia edilen tarihte yürürlükte olan talimatta teşvik primine teşebbüs suç teşkil etmemektedir. Yeni düzenlemeyle eskiden olmayan suçu suç haline getirmek ve bunu geriye yönelik uygulamak, hukukun genel ilkelerine aykırıdır.

Bu arada Melih Gökçek ve Hamdi Akın hakkında takipsizlik kararının verildiğini belirtmekte fayda var. Trabzonspor’un teşvik primi verme girişiminde bulunduğu iddia edilen FB-Ankaragücü maçı için verildi bu takipsizlik kararları.En kötü senaryo dediğime bakmayın yani. Sadece bazı şeyleri açıklığa kavuşturmak için bu şekilde açıklama yapma gereği duydum.

Durum bu şekilde. Elimizdeki verilere göre, Trabzonspor’un kulüp olarak bir yaptırımla karşılaşması hukuka aykırı olur.

Not: Bu yazdıklarım, “kulüplerle şahısları ayıralım” gibi algılanabilir, sakın öyle anlaşılmasın. Eğer Trabzonsporlu yöneticiler iddianameye göre şike yapmış ya da teşebbüs etmiş veya teşvik primi vermiş olsalardı, o zaman Trabzonspor kesinlikle küme düşmeliydi. Bunda şüphemiz yok.

euphrates, 24.02.2012

Türk futbolu adı altında futboldan başka her şeyin konuşulduğu ve benim de buna ortak olduğum şu günlerde gerçek futbola olan özlemim aklıma gelmiş olacak; haftalardır hakkında yazmak isteyip de sürekli ertelediğim bir futbolcuyu bu sayfalara taşımak istedim. Kendisi Bosna futbolunun prensi şu anda ama bir kral, hatta bir efsane olmaması için hiçbir neden yok.

2 Nisan 1990’da Bosna-Hersek’in Tuzla şehrinde dünyaya geldi Miralem Pjanic. Böyle bir yetenek İstanbul’un Tuzla ilçesinde doğsaydı şu anda nerede olurdu acaba diye düşünmeden edemiyor insan. Cevabı da basit aslında; yetenek öğütme fabrikası haline gelen alt yapımızda çürüyüp giderdi büyük ihtimal. Neyse konu dağılmasın. Bosna’daki savaş Pjanic ailesini de etkileyince, Miralem henüz 1 yaşındayken Lüksemburg’a taşındı ailesiyle birlikte. Babası Fahrudin de futbolcuydu, yarı-profesyonel de olsa Lüksemburg’da futbol hayatını sürdürdü. Futbolcu bir babanın yanında Miralem’in yeşil sahalarla haşır neşir olmaması garip olurdu zaten. Babasının antremanlarını izleyerek, hatta bazen katılarak yeteneklerini gösterdi ve 7 yaşında babasından izni kopararak yaşadığı yerin yerel takımı FC Schifflange 95’in altyapısına girdi. 14 yaşına kadar bu kulüpte oynadı, bu arada birçok Avrupa takımının dikkatini çekti. Savaşı kazanan ise Fransız kulübü FC Metz oldu.

Çoğumuzun haritada yerini dahi gösteremeyeceği, adını duyduğumuzda hep küçümsediğimiz, San Marino, Liechtenstein gibi ülkelerle kıyasladığımız Lüksemburg’dan böyle bir futbolcuyu bizim ortaya çıkartmamız beklenemezdi zaten. Profesyonel scoutların başarılarından biridir Pjanic.

Metz’deki  yılları, Pjanic adına kendisini göstermesi açısından çok verimli geçti diyebiliriz. İlk 3 yılını kulübün altyapısında geçirdi, bu süre zarfında 16 yaş kategorisinde takımıyla şampiyonluk yaşadı. Orada gösterdiği performansla Metz’in, klasmanda 4. ligde mücadele eden rezerv takımında oynamaya hak kazandı. Profesyonel sözleşme imzalamadan as takımla da maçlara çıkmaya başladı. Ayrıca bu dönemde ilk milli takım tercihini Lüksemburg’tan yana kullandı, bu ülkenin genç milli takımlarında forma giydi.

2007/08 sezonu devam ederken, 17 yaşında imzaladığı 3 yıllık profesyonel sözleşme ile 15 numaralı formayı sırtına geçiren Miralem için bu sezon çok iyi geçecekti. 15 Aralık’ta Sochaux’ya penaltıdan attığı gol onu Ligue 1’de gol atan en genç oyunculardan biri yapmıştı. Orta sahanın ofansif tarafında oynayan, etkili şutları, öldürücü pasları, tekniği ve oyun zekasıyla kendine hayran bırakan Boşnak yıldız o sezon tam tamına (kupa dahil) 38 maça çıktı, 4 gol attı, 4 de asist yaptı. Ligue 1’in en iyi genç oyuncusu ödülüne aday gösterildi ama Hatem Ben Arfa’nın gerisinde kaldı. Metz o sezon kupada iyi gitse de çeyrek finalde Lyon’a elenmekten kurtulamadı. Ligde ise o kadar iyi değillerdi, ligi son sırada tamamlayarak küme düştüler. Ama Pjanic kendisini göstermişti bir kere, takımla birlikte küme düşmeyecek gibi görünüyordu. Avrupa’nın dev kulüplerinin (Arsenal, Chelsea, Real Madrid vb.) yoğun ilgisine pek kulak asmadı. Belki de dev bir kulübe gitmek için yeterli görmüyordu kendisini. Öncelikle Fransa’nın en büyük kulüplerinden birinde rüştünü ispatlamalıydı. Lyon’u da bu yüzden tercih etmiş olması kuvvetle muhtemel.

Bonservisine yaklaşık 8 milyon euro ödenmesiyle 18 yaşında Lyon’un yolunu tuttu Pjanic. Bu tutar, Metz kulüp tarihinin oyuncu satışından elde edilen en yüksek gelirlerinden biriydi. Yaşıyla aynı forma numarasını sırtına geçirdi. Sezona fena da başlamamıştı ama Ekim’deki Sochaux maçında Stephane Dalmat’ın sert müdahalesi sonucu ciddi bir sakatlık geçirdi ve sahalara dönmesi Ocak ayını buldu. Bu sakatlık skora katkı bakımından çok verimli bir sezon geçirememesine neden oldu. Ligde 20, kupada 3 ve Avrupa’da 1 maç oynadı, sadece 1 asist yaptı. Yalnız 2008/09 sezonu bana göre hayatında şu ana kadar verdiği, biri iyi biri kötü iki önemli karardan iyi olanını verdiği sezon. Milli takım olarak, büyüdüğü ve genç milli takımlarında forma giydiği Lüksemburg’u değil, doğduğu Bosna-Hersek’i seçti. Böylece hem yeni Bosna jenerasyonunun Edin Dzeko ile birlikte en önemli parçası oldu hem de Avrupa’da ve dünyada kendisini daha iyi gösterebileceği bir milli takımda oynama fırsatını elde etti. O sezon 7 defa Bosna-Hersek forması giydi ve 2 asist yaparak tâ o zamandan milli takım için ne kadar önemli olabileceğini gösterdi.

2009’da Lyon kendisiyle özdeşleşmiş, üst üste kazanılan 7 şampiyonlukta en önemli pay sahibi oyuncusu Juninho’nun sözleşmesini uzatmadı. Yeni sezonda 8 numaralı formayı emanet ettiği isme de kimse şaşırmadı aslında. Pjanic 8 numaranın hakkını daha sezon başında, Anderlecht ile oynanan Şampiyonlar Ligi Playoff maçında attığı ve kalecinin yerinden kıpırdayamadığı süper frikik golü ile vermeye hazır olduğunu gösterdi. Sezon da nasıl başladıysa öyle devam etti genç yıldız için. Ligde de gollerine başlayan Pjanic asıl büyük sükseyi Şampiyonlar Ligi ikinci turunda Real Madrid karşısında yaptı. İlk maçı Lyon sahasında 1-0 kazanmıştı ama bu avantajını deplasmandaki maçın henüz 6. dakikasında Ronaldo’nun golüyle kaybetmişti. 75. dakikada sahneye Pjanic çıktı ve Real Madrid’i, çeyrek final yüzü göstermeden turnuvanın dışına itti. Artık o Lyon taraftarları için “Bosnian Wizard”dı.

O sezon Lyon çeyrek finalde Bordeaux’yu da geçerek yarı finale kadar çıktı. Bu turda Bayern’e elenseler bile, tarihlerinde ilk defa Şampiyonlar Ligi’nde yarı final görmüş oldular. Pjanic ise takımına bu turnuvada 5 gol 4 asistlik harika bir katkı sağladı. Ligde de 38 maçın 37’sinde oynadı, 6 gol attı 6 da asist yaptı. Milli takımda 9 maça çıktı, 1 gol 1 asist ile oynadı. Belki tek eksiği lig şampiyonluğuydu; 2.likle yetindi. Bunun dışında kişisel olarak çok iyi bir sezon geçirdi.

2010/11 sezonunda Pjanic’in olduğu mevkiiye Bordeaux’dan Yoann Gourcuff transfer edilince Boşnak yıldız için tam anlamıyla rekabet ortamı doğdu. Bazen o yedek kaldı, bazen Gourcuff. Hatta bi ara beraber de oynattı teknik direktör Claude Puel ama pek tutmadı. Sonuç olarak o sezon toplamda 39 maça çıktı (ki bir önceki sezon bu sayı 53’tü), 4 gol atıp 2 asist yaptı. Milli takımda yine 9 kez görev aldı, 2 gol 1 asistle oynadı. Bu sezon bir önceki kadar iyi geçmedi Pjanic için, bu yüzden belki de çok daha iyi bir fiyata çok daha iyi bir kulübe gidebilecekken, yukarıda bahsettiğim iki önemli karardan kötü olanını verdi.

İçinde bulunduğumuz sezona Lyon’da girdi Pjanic, lige 3 maçta 1 gol 3 asist gibi süper bir istatistikle başladı ama transferin son günü kulüp onu Roma’ya satma kararı aldı. Açıkçası Miralem gitme konusunda ne kadar istekliydi bilmiyorum, ama transferden 1-2 gün önce yaptığı “her şey olabilir” açıklaması, en azından gitmemek için herhangi bir çaba sarf etmediğini gösteriyor. Lyon’daki performansından sonra onun durağı Roma olmamalıydı şahsi kanaatimce. Velhasıl sonuç olarak 11 milyon euro’ya İtalyan takımına gitti.

Ama ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu, uyum sorunu yaşamamasından anlayabilirsiniz. Serie A’da bugüne dek 16 maça çıktı, 3 gol atıp 6 asist yaptı. İtalyan futboluna kolaylıkla adapte oldu. Özellikle Bologna maçında attığı frikik golü görülmeye değer.

2008 yılında Sky Sport’un meşhur scoutları Pjanic hakkında bazı değerlendirmelerde bulundular. Bu değerlendirmelere göre; şuta 8/10, pasa 9/10, vizyona 9/10, potansiyeline de 10/10 verdiler ve kendisini komple bir oyun kurucu olarak nitelendirdiler. Yerden göğe kadar haklı oldukları zaman geçtikçe ortaya çıkıyor.

Son olarak, buradan Sir Alex Ferguson’a seslenmek istiyorum. Manchester United’ın şu sıralar fena halde sıkıntısını çektiği yaratıcılık eksikliği için kesin çözümdür Miralem Pjanic. Umarım almakta çok geç kalmazsınız. Pjanic birçok dev kulüp için ama özellikle ManU için biçilmiş kaftandır.

euphrates, 16.02.2012

“Görevi kötüye kullanma” suçu Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde düzenlenmiştir. Kamu görevlilerine ilişkin tanımlanan (zimmet gibi) diğer suç tiplerine karşı tamamlayıcı bir nitelik taşır. Bu madde ile amaçlanan ise; kamu idaresinin düzenli, etkin, dürüst ve tarafsız biçimde işlenmesinin sağlanmasıdır. Öncelikle söz konusu maddeyi hatırlayalım;

Görevi kötüye kullanma

MADDE 257. – (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

 

Neden böyle bir giriş yaptığımı az çok tahmin edersiniz. Mehmet Ali Aydınlar başkanlığındaki TFF yönetim kurulu, şike soruşturmasının başladığı 3 Temmuz’dan bugüne değin sorumlu oldukları hususlarda görevlerini yerine getirmemişler ve yukarıda saydığım suçu işlemişlerdir. Peki neden?

Öncelikle failin tespiti. Seçimle göreve gelmiş bir federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyeleri kamu görevlisi sayılırlar mı? Bu soruya cevabı 3289 sayılı “Gençlik ve Spor Gener Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun”a 2004’te eklenen ek 9. maddesi vermektedir;

Bağımsız Spor Federasyonları

Ek Madde 9 – (…)Federasyon faaliyetlerinde görevli bulunanlar, görevleriyle ilgili olarak işlemiş oldukları suçlar bakımından kamu görevlisi sayılır.

 

Ayrıca daha önce eski Voleybol Federasyonu başkanı Hüsnü Can hakkında görevi kötüye kullanma suçundan, yerel mahkemenin kararını bozma yönünde Yargıtay 4. Ceza Dairesince karar verilmiştir. Bu da demek oluyor ki federasyon başkanları ve yönetim kurulu üyeleri, TCK 257’de düzenlenen “görevi kötüye kullanma” suçuna fail olabilmektedirler.

Maddi unsurlara geçelim. Bizim için önemli olan, söz konusu maddenin ikinci fıkrası. “(…) görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan (…)”  Yani failin yapmakla yükümlü olduğu bir görev olacak ve bu görevi yapmayacak veya gecikerek yapacak. Gecikerek yapması, görevinde net olarak belirlenen bir süre varsa geçerlidir, bu açıdan bizim konumuz değil. İhmale yoğunlaşalım. Tabii önce “şike ve teşvik olaylarına karışan kulüplere disiplin cezalarının verilmesi” federasyon yönetim kurulunun görevleri arasına girer mi, bunu tartışmalıyız. Çünkü söz konusu maddedeki görev kavramı, net olarak belirlenmiş olmalıdır.

Türkiye Futbol Federasyonu başkanının ve yönetim kurulunun görev ve yetkileri, hem 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun”da hem de “Türkiye Futbol Federasyonu Statüsü”nde açıkça belirtilmiştir. Konuyu ilgilendiren maddeleri hatırlayalım. 5894 sayılı kanunun “Türkiye Futbol Federasyonu’nun Görevleri” başlıklı 3. maddesinin ilk fıkrası;

a) Türkiye’deki her türlü futbol faaliyetini yürütmek, düzenlemek ve denetlemek. 

c) FIFA ve UEFA’nın yetkili organları tarafından konulan kuralların gereği gibi uygulanmasını sağlamak, ulusal talimatlar hazırlamak ve Türkiye’yi futbol ile ilgili konularda yurt dışında temsil etmek

g) Şiddet, şike, teşvik primi, ırkçılık, doping ve her türlü ayrımcılıkla mücadele etmek

Ayrıca 3. maddenin 2. fıkrasında da bu kanunun uygulanmasında görevlendirilecek birimlerin TFF Statüsünde belirleneceği hüküm altına alınmıştır.

Türkiye Futbol Federasyonu Statüsünün “TFF’nin Amacı” başlıklı 2/1 maddesinin “g” bendi de yukarıdaki kanunun adı geçen maddesinin “g” bendiyle aynıdır. Ayrıca “Yönetim Kurulunun Yetkileri” başlıklı 35/1 maddesi de;

p) Genel Kurulun verdiği yetkileri kullanmak, TFF Kanunu, TFF Statüsü ve buna bağlı mevzuatla verilen görevleri yapmak

s) Ulusal ve uluslararası kuralların ve her türlü talimatın uygulanmasını sağlamak

şeklindedir. Yani Türkiye Futbol Federasyonu, hem uluslar arası kuralları uygulamakla hem de şike ve teşvik primi ile mücadele etmekle yükümlüdür. Bu yetkiler bir hak veya takdir değil, görevdir. Lakin M.Ali Aydınlar federasyonu, şike ve teşvikle mücadele konusunda gereken adımları atmamış (hatta hareketsiz tavırları suç işleme niyeti olanları ya da işlemiş olanları cesaretlendirmiş), bununla da yetinmeyip uluslar arası bazda bağlı olduğu UEFA ve FIFA’nın maç sonucunu etkilemeye ilişkin kural ve talimatlarını yerine getirmemiştir. FIFA’nın 2011 tarihli disiplin talimatının 69. maddesi şike ve teşvik priminin yaptırımlarını açıkça belirtmiştir. Keza UEFA’nın yine 2011 tarihli disiplin talimatının 5. maddesi de cezalandırılması gereken fiilleri saymış ve şike ile teşvike de yer vermiştir.

Sporda disiplin yargılamasının hızlı olması gerektiğinden daha önceleri bahsetmiştim. Hatta bunun için Anayasa’ya fıkra eklenerek zorunlu tahkim sistemi getirildi, böylece spor yargılamasını devlet mahkemelerine taşımanın önüne geçilmiş oldu. Görünürde zaman kaybının önlenmesi hedeflendi.

Bütün bunlar göz önünde bulundurularak; sadece birkaç futbolcu hakkında tedbir kararı verilmesi, bunun dışında şike ve teşvik ile suçlanan, gerek kulüpler gerekse TFF ve kulüp yöneticileri hakkındaki kararın önce iddianamenin açıklanmasına, daha sonra da sezon sonuna bırakılması (sezon sonunda uygulanması bile meçhul); görevin ihmal edilmesi anlamına gelmektedir. Yani Mehmet Ali Aydınlar ve yönetim kurulu üyeleri, kendi görevleri olan disiplin yargılamasını yapmayıp şike ve teşvik konusunda TFF disiplin talimatının 58. maddesini uygulamamışlardır.

Bazı suçlarda kast aranır ki görevi kötüye kullanma suçu da bunlardan biridir. Bu kastı aramak için çok uzağa gitmeye gerek yok. Dün Kanal D’de yayınlanan 32. Gün programına katılan Mehmet Ali Aydınlar; adaşı Mehmet Ali Birand’ın kendisine yönelttiği “Fenerbahçe’yi küme düşüren başkan olmak istemem hissi geldi mi hiç?” sorusuna “Gayet tabii, Mehmet Ali Aydınlar hiç Fenerbahçe’yi küme düşüren başkan olur mu?” şeklinde cevap vererek; disiplin yargılamasını yapmamaktaki asıl amacını itiraf etmiştir. Koyu bir Fenerbahçe taraftarı olan Aydınlar’ın sadece bu cevabı yetse bile, başka mecralarda çokça defa dile getirdiği çelişki ve yalanları da görevini kasten ihmal ettiğini göstermektedir. Tabii sadece Aydınlar özelinde değil, diğer bütün yönetim kurulu üyeleri de aynı derecede sorumludurlar.

Peki Aydınlar federasyonunun görevi kasten ihmal etmesi kötü bir sonuç doğurmuş mudur? TCK 257/2’yi bir daha hatırlayalım: “(…)kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan(…)” Yani kişi mağduriyeti, kamu zararı veya haksız kazanç var mı yok mu, ona bakacağız. Bu üç unsurdan bir tanesinin bile olması yeterlidir aslında. Ama Mehmet Ali Aydınlar’ın ve yönetim kurulunun görevi kasten ihmal etmesi; gerçek ve tüzel kişilerin (futbol kulüpleri, bu kulüplerin hissedarları, taraftarlar, bahis oynayanlar  vb.) maddi ve manevi mağduriyetlerine neden olmuş, futbol gibi kamuyu yakından ilgilendiren bir olayda zarar ortaya çıkmış (ki bu zararın net olarak belirtilmesine gerek yoktur, zararın varlığının ispatlanması yeterlidir) ve ayrıca geçtiğimiz sezona ilişkin doğan maddi menfaatin (şampiyonluk ödülü, yayıncı kuruluşun ödemesi, galibiyet ve beraberlik primi vb.) hak eden lehine el değiştirmemesi nedeniyle kişilere haksız kazanç sağlanmasına sebep olmuştur. Yani suçun oluşması için bir unsur bile yeterliyken sözü geçen 3 unsur da meydana gelmiştir.

Artık sözün özüne gelelim. Hukuk fakültelerinin son senesinde görülen Ceza Özel Hukuku dersi için uzun bir pratik çalışması gibi oldu bu yazı. Mehmet Ali Aydınlar’ın istifası öncesinde de kendisi ve yönetim kurulu hakkında suç duyurusunda bulunulmuştu. İstifa sonrası gelen itiraflar da bu duyuruların sonuçsuz kalmayacağını gösteriyor.

Sonuç olarak; Türkiye Futbol Federasyonu başkanı Mehmet Ali Aydınlar ve yönetim kurulu üyeleri “görevi kötüye kullanma” suçunu işlemişlerdir ve cezalandırılmaları gerekmektedir.

euphrates, 10.02.2012

Şike sürecinin başından bugüne değin bir sürü karar alındı; bunların kimi doğru, kimi geç kimi de olabildiğine yanlış kararlardı. Ancak kamuoyunu hâlâ meşgul eden iki önemli karar var bunların arasında; biri Türkiye Futbol Federasyonu’nun Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’ne göndermeme yönündeki kararı, diğeri de UEFA’nın Fenerbahçe yerine Trabzonspor’u Şampiyonlar Ligi’ne davet etmesi. 24 Ağustos tarihinde gerçekleşen iki olay üzerine Fenerbahçe mağdur olduğunu iddia etti ve Tahkim Kurulu’nda TFF’nin verdiği karara itiraz etti. Bu itiraz reddedildi, bunun üzerine Fenerbahçe CAS’ta hem TFF hem de UEFA aleyhine dava açtı.

Bu yazıda Fenerbahçe gerçekten mağdur mu değil mi bunu tartışmayacağım. “Yargısız infaz” ve “masumiyet karinesi” savunmalarının geçersizliğini önceki yazımda, Spor Hukuku ile Ceza Hukuku arasındaki farkları da belirterek göstermiştim. Asıl değinmek istediğim husus, Fenerbahçe’nin CAS’ta açtığı davada şu anki mevzuata göre ne olması gerektiği.

Öncelikle UEFA cephesi. UEFA kararlarına karşı CAS’ta dava açılabilir, hem UEFA’nın hem de CAS’ın mevzuatı buna müsait. Ama UEFA’nın Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden men hususunda bir kararı yok, bu kararı TFF verdi. Fenerbahçe’nin TFF yanında UEFA’ya da dava açmasındaki sebep UEFA’nın TFF’ye gönderdiği mektup. Fenerbahçe’ye göre bu mektup kendileri özelinde tehdit niteliğinde. Bu sebeple UEFA’nın sorumlu olacağını söylüyorlar. Ama CAS buna bakmaz, verilen karara bakar. Fenerbahçe, Sion’un yaptığı gibi, bu mektubun dolaylı yollardan kendisini tehdit ettiğini söyleyerek İsviçre Mahkemelerine dava açabilirdi (UEFA’nın merkezi İsviçre’de olduğu için) ama bunu yapmadılar. UEFA’nın Trabzonspor’u alma yönündeki bir kararı var ama bu da Fenerbahçe’yi bağlamaz. Sonuç olarak CAS Şampiyonlar Ligi’nden men kararının UEFA’ya ait olmadığını gözeterek davanın UEFA kısmında görevsizlik kararı verecektir.

Şimdi işin en çetrefilli kısmına girelim. TFF cephesi. Yalnız buraya girmeden önce, CAS mevzuatından iki maddeyi hatırlatma gereği görüyorum:

R27   Application of the Rules


These Procedural Rules apply whenever the parties have agreed to refer a sportsrelated dispute to the CAS. Such disputes may arise out of an arbitration clause inserted in a contract or regulations or of a later arbitration agreement (ordinary arbitration proceedings) or involve an appeal against a decision rendered by a federation, association or sports-related body where the statutes or regulations of such bodies, or a specific agreement provides for an appeal to the CAS (appeal arbitration proceedings).

R47    Appeal 

An appeal against the decision of a federation, association or sports-related body may be filed with the CAS insofar as the statutes or regulations of the said body so provide or as the parties have concluded a specific arbitration agreement and insofar as the Appellant has exhausted the legal remedies available to him prior to the appeal, in accordance with the statutes or regulations of the said sports-related body.

Bu maddeler şu anlama geliyor; kararı veren ülke federasyonunun mevzuatında “kararın temyizi için CAS’a gidilebilir” ibaresi bulunmuyorsa CAS görevsizdir. Peki bizim mevzuatımızda ne yazıyor? Hiyerarşik sıraya göre bakalım. Önce T.C. Anayasası:

MADDE 59-…

(Ek fıkra: 17/3/2011-6214/1 md.) Spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabilir. Tahkim kurulu kararları kesin olup bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamaz.

Anayasamızın 59. maddesine söz konusu fıkra, zamanın Kulüpler Birliği başkanı Aziz Yıldırım’ın çalışmaları sonucu eklenmiştir ve amacı kulüpleri futbolculara karşı sözleşmesel ihtilaflarda korumaktır. Bir ülke anayasasında böyle bir kuralın olması başlı başına bir saçmalık ama konumuz bu değil tabii.

Hiyerarşik sırada sıra kanunda. TFF Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un (bu konuda dünyada tek olduğumuzu belirtmeden geçmeyeyim; dünyada yasayla kurulan tek federasyon TFF ve FIFA bundan oldukça rahatsız) 6. maddesinin 4. fıkrasına göz atalım:

Tahkim Kurulu kendisine yapılan başvuruları kesin ve nihai olarak karara bağlar ve bu kararlar aleyhine yargı yoluna başvurulamaz.

TFF Statüsü’nün 13/1-e,f, 62/3 ve 64/1 maddelerine bakalım şimdi de:

13/1: TFF’nin üyelerinin yükümlülükleri şunlardır:

 e) Uluslararası uyuşmazlıklarda FIFA ve UEFA statülerinin ilgili hükümlerinde belirtildiği şekilde (İsviçre) Lozan’daki Spor Tahkim Mahkemesi’nin (CAS/TAS) yetkili olacağını kabul etmek;

f) (29.06.2011 tarihli Genel Kurul kararı ile değişik) Mevzuatın emredici  hükümlerinde aksi açıkça öngörülmediği sürece,  TFF statüsü veya talimatlarının uygulanmasından kaynaklanan ulusal düzeydeki bütün ihtilafları nihai olarak Tahkim Kurulu’na götürmek ve başkaca herhangi bir yargı makamına başvurmamak;

62/3: Tahkim Kurulu kararları kesin ve nihaidir. İdari veya yargısal makamların onayına tabi olmadığı gibi, bu kararlara karşı idari veya yargısal makamlara başvurulamaz.

64/1: FIFA ve UEFA Statüleri uyarınca, kesin ve bağlayıcı bir FIFA veya UEFA kararına yönelik tüm itirazlar İsviçre Lozan’da bulunan Spor Tahkim Mahkemesi (CAS/TAS) tarafından ele alınır. Ancak CAS/TAS, oyun kuralları ihlalleri, FIFA ve UEFA Statülerinin ilgili hükümleri doğrultusundaki askıya almalar veya TFF’nin bağımsız ve usulüne uygun olarak oluşturduğu Tahkim Kurulu tarafından alınan kararlar aleyhindeki itirazlara bakamaz.

Son olarak TFF Tahkim Kurulu Talimatının 14. maddesinin ilk cümlesi:

Kurul kararları kesindir; idari veya yargısal mercilerin onayına tabi olmadığı gibi, bu kararlara karşı idari veya yargısal mercilere de başvurulamaz.

Görüldüğü üzere, kulüpleri Türk futbolcularına karşı korumak için düzenlenen bu maddeler, Fenerbahçe’yi hiç ummadığı bir yerden vurmuştur. CAS; ülke mevzuatında görevli gösteriliyorsam davaya bakarım derken ülke mevzuatı Tahkim Kurulu kararlarına karşı CAS yolunu kapatmıştır. CAS, bu ülkede sadece yabancı futbolcuların başvurabildiği bir yerdir. Özellikle statünün yukarıda belirttiğim 13. ve 64. maddesi bunu açıkça belirtmiştir.

Unutmadan söyleyeyim; yabancılık unsuru yoksa TFF Yönetim Kurulu kararlarına karşı başvurulabilecek tek mercii Tahkim Kurulu’dur. Bu yüzden Tahkim Kurulu kararı üzerinden gidiyorum.

Bu maddelerin doğruluğu/yanlışlığı tartışılır, şahsi kanaatime göre doğru değildir, ama şu anda uygulanan kural budur ve CAS da bu kurallara bakar. Yani CAS, TFF Tahkim Kurulu kararına karşı da kendisini görevsiz görecektir.

Yukarıda saydığım maddelerin çıkmasına ön ayak olan Fenerbahçe yönetiminin ve avukatlarının bunları bilmemesi imkansıza yakın bir şey. Sadece süreci uzatmak ve gündemi değiştirmek adına yaptıkları aşikar bu eylemler aklıma Şenol Güneş’in TFF Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayı getiriyor:

“Suç varsa aklanmak için çalışmalıyız, uzaklaşmak için değil. Zamana yaydığınızda suçluluğunuzu kabul ediyorsunuzdur. ”

Fenerbahçe’nin iddialarına ya da TFF ve UEFA’nın savunmalarına girmeden, duruşmada nasıl bir karar çıkması gerektiğinden bahsetmeye çalıştım. Yanıldığım, yanlış bildiğim noktalar varsa şimdiden özür dilerim. Hakarete varmayan her türlü eleştiriye açığım.

euphrates, 06 Şubat 2012